7 Ağustos 2007 Salı

Nedir Bu Elektronik Müzik



Jean Michel Jarre, Kraftwerk gibi adamlar tarafından geniş kitlelere tanıtılmadan önce çok uzun sure laboratuar deneyi olarak olarak kalmış bir müzik türü. elektronik ses osilatörünün baskın olduğu müzikler olarak kaba bir şekilde tanımlanabilir. popülerlik, elektronik müzik aletlerinde gelişmeyi de beraber getirmiştir.

1972 münih olimpiyatları'nda çalınan hot butter'ın popcorn isimli parçası ilk popüler elektronik parçalardan biridir...

Çok kaba tanımı ile akustik olmayan müzik aletlerini kullanarak yapılan müzik. bu tanımı yapınca biliyorum aklınıza cyivv dum tisss cpitistak gibi vuruşlar, sesler geliyor. ama elektronik müziğin asıl dayandığı nokta yaratılan sentetik seslerden ziyade samplingdir. vuruşların elektronik olarak kaydı ve kontrolü ile sağlanan kalp atışı gibi ritimler ve var olanın farklı düzenlenmesini sağlayan audio teknolojisi. bu tanıma bakılırsa elektronik olmayan müzik pek kalmadı gerçi, stüdyo dediğimiz şey fabrika gibi bir yer.

elektronik müzik altında onlarca alt kategoriden söz edebiliriz, hatta bu listenin sonu gelmeyebilir. literatüre geçmiş elektronikle alakalı bazı türler şunlar: electronica, alternative dance, trip-hop, hip hop, club, techno, rap, industrial, electronic jazz, acid jazz, ambient, drum'n bass, house, synth-pop vesaire vesaire...

Müziğe Elektirik Karıştı (Elektronik Müzik Tarihi)

Müzik tarihi boyunca enstrümanlar hep mekanik olmuştur. Mağara duvarlarını tımbırdatan ilk insanlardan idamdan önce boru öttürüp trampet döven ortaçağ askerlerine, padişahına mandolin çalan soytarıya kadar eli enstrüman tutan herkes, ses üretmek için havayı titretmeye güvenmiştir. O zamandan bu zamana değişen çok bir şey yok, hala en güzel sesler sadece havayı titreten akustik enstrümanlardan çıkar ama artık tek alternatifimiz onlar değil. 20. yüzyılla her şey değişti ve işin içine elektrik girdi.İster inanın ister inanmayın, elektrikle ses çıkaran ilk şey telgraftır. Zaten elektrik akımını müzikte kullanma fikri de telgraf sayesinde ortaya çıkmış; mıknatıs üzerinden bir elektrik akımı geçirirseniz ortaya bir vızıltı çıktığı fark edilmiş. Devrelerle oynayarak bu vızıltının tonlarını değiştirmek mümkünmüş. Elisha Gray adlı bir mucit, bu garip seslerle bir armoni yaratmaya ilk heveslenen kişi olmuş ve telgraf aletini modifiye ederek bu vızıltıyı farklı tonlarda çıkartmayı başarmış. 1874’te bu devrelerin birkaç tanesini birleştirip piyanoya benzeyen tuşlu bir çalgı bile yapmış. Yapmış demekten ziyade yapmaya niyetlenmiş desek daha doğru olacak, çünkü uygulama fikir kadar başarılı değilmiş.Fikir başarılı dedik ya; 1900’lere gelirken Homer Duddell adlı bir mucit, "Singing Arc" adlı bir klavye yapmış ve gerçekten çalışan bu klavye Elisha Gray’in fikirlerine dayanıyormuş. Tabi bu enstrümandan doğru notalar beklememek gerekiyormuş. Doğru notalar veren ilk klavye, Lee De Forest’in “Audion Piano”suymuş, gerekli ses frekanslarını yaratmak için elektron tüpleri kullanıyormuş. Tabii bu icat kusursuz olsaydı bugün de kullanılırdı. Peki bugün kullanılıyor mu? Demek ki kusurları varmış. Peki neymiş o? "Audion Piano"da kullanılan elektron tüpleri, en ufak sıcaklık değişimlerinde akor kaçırıyormuş. Yani hava sıcaklığı değiştikçe bu tüpleri de değiştirmek, başka bir deyişle piyanoyu hiç durmadan akort etmek gerekiyormuş.O güne kadar klavye en popüler müzik yaratma aygıtı olarak düşünülse de tek yol bu değilmiş. Leon Theremin’in kendi adını taşıyan enstrümanı varmış mesela. İlk kez 1920’de görücüye çıkan bu cihaz, üzerine bir çift anten takılmış tahta bir kutuymuş. Tabii içi boş bir kutu değil, içinde eski dostumuz elektron tüpü varmış ve ses çıkarmak için ellerin bu antenler etrafında hareket edilmesi gerekiyormuş."Theremin"i çalmak için sol elinizle sesin seviyesini, sağ elinizle de notaları ayarlamanız gerekiyormuş, sadece ellerinizi antenlerin yanından gezdirerek. Biz bu garip aletin sesini duyma şansına sahip olduk, ucuz bir orgla çıkarılmış keman sesine benziyor.Peki bu icat hala kullanılıyor mu? Hayır. Demek ki bu da kusursuz değilmiş. Aslında Jean Michel Jarre buna benzer bir şey kullanıyor ama biz kendisine sahici müzisyen gözüyle bakmadığımız için(!) bir problem yok.
Transistorün yaygınlaşması ve bu yeni oyuncaklara olan ilgi, synthesizer adlı yeni bir enstrümanın doğmasını sağladı. O güne kadar sesler hep fiziki şekilde yaratılırken bu yeni cihaz her şeyi elektronik olarak yapıyor ve “işte teknoloji budur” dedirtiyordu. Bu oyuncakla ilk oynayan Robert Moog'du ve oyuncağının adı da Moog synthesizerıydı. Bu kez devrim yaratan şey, önceki orgların sadece piyano sesi çıkarması, en azından çıkarmaya çalışması, bu enstrümanın ise istediğiniz başka enstrümanları da taklit edebilmesiydi.Farklı sesler için farklı cihazlara, yani “sequencer”lara sahipti, her yeni ses için bu kutulardan bir tane almanız gerekiyordu ve sonuçta ortaya devasa bir şey çıkabiliyordu. Üstelik önceden programlayıp kendi kendine de müzik çaldırabiliyordunuz. 1960’lardaki uzay çağı konulu tüm filmlerin, dizilerin müziklerini işte bu alet yapıyordu. Birkaç Moog’u birleştirip bir orkestra kurabiliyor, matematik problemleri çözdürebiliyor ve uzaya çıkarabiliyordunuz.Buraya kadar hiç bilgisayarlardan bahsetmedik. Çünkü 1950’lerin sonuna kadar bu ikisini birleştirmek kimsenin aklına gelmemişti. Mühendisler bu ikisinin aslında çok iyi geçindiklerini bulduklarında müzikle elektriğin ilişkisi doruğa ulaşmış oldu. 1970’de üretilen Fairlight CMI, bir Moog ile bir bilgisayarın birleşmiş haliydi ve br bilgisayar ekranı ile bir de klavyesi vardı. Hafızaya yüklediğiniz şarkıları çalıyor, isterseniz o anda kendine göre varyasyonlar yaratıyordu. Üstelik bugün “sampling” dediğimiz şeyi yapabiliyordunuz; yani gerçek bir ses yükleyip bunu klavye ile farklı tonlarda çalabiliyordunuz. O güne kadar bunu yapan tek aygıt Mellotron idi ve bunun için kaydettiğiniz sesi orgla fabrikaya göndermeniz gerekiyordu. İlk dijital synthesizer CMI, işleri ışık hızında çabuklaştırmıştı.1980’lerde Yamaha DX-7 ile işler iyice rayından çıktı; artık orglar evlere kadar girmeye başlamış, 80’lere özgü felaket bir müzik ortaya çıkmıştı. Bu sırada bilgisayarlar ve klavyeler arasında MIDI denen bir standart oturdu. Sampling ve sequencing sayesinde davul makineleri üretildi. İşin en ilginç yanı ise bugünün ileri teknoloji ürünü synthesizerlarının kopyalamada en başarısız oldukları seslerin, ataları olan analog klavyeler oluşu!
Başka bir acayip ses çıkarma aygıtı da 1930’larda Bell Laboratuarları tarafından üretilen Vocoder. İnsan sesini simüle etmeye niyetli bu aygıtın asıl amacı telefon operatörü olarak kullanılmakmış ama kaderi Korg tarafından kullanılan klavyeli bir enstrümana dönüşmek ve robotik sesiyle Beastie Boys’un “Intergalactic”ine çerez olmak şeklinde gelişmiş.1930’ların sonunda gelinen durum şuydu: Elektromanyetik sinyalleri müzik haline getirmek için elektron tüpleri kullanılıyordu ve elektron tüpleriyle de kilise orglarına benzeyen orglar yapılıyordu. Bunun sebebi bu orgların çok kullanılması ama çok da pahalı olmalarıydı. 1930’larda durum hala çok da parlak değildi, ancak çok çok pahalı tüpler kullanıldığında ve sürekli değiştirildiğinde gerçekten tatminkar bir ses alınabiliyordu, yani maliyet bakımından değişen pek de bir şey yoktu. Bu durumun değişmesi için bir on yıl daha geçmesi ve bu tüpler hakkında daha çok araştırma yapılması gerekti.Tüplerin kullanılması daha pratik hale gelmesine rağmen ortadaki bir diğer sorun, bu teknolojinin sadece borulu org benzeri sesler çıkarmak için kullanılmasıydı. Öte yandan bir piyanoda 88 tuş vardı ve tek bir tuş için bile çok fazla tüp ve malzeme kullanılması gerekiyordu, bu da piyano kadar zengin bir gam aralığına ulaşılmasını engelliyordu. Başka bir şeyler bulmak gerekliydi.Elektron tüpleriyle bu işin olmayacağını anlayan Laurens Hammond, 1930’ların sonunda efsanevi orgunu geliştirdi. Nasıl anlatalım bilemiyoruz, bu orgun yaptığı şey her tuşa minyatür bir elektrik motoru bağlamaktı. Bu motorlar ufak tekerlekleri döndürüyor, elektromıknatıslar yanında dönen bu tekerlekler, farklı frekanslarda elektromanyetik dalgalar üretiyordu. Yıllar boyunca org denen şeyi ticari olarak tüketilebilir halde tutan tek teknoloji bu oldu.II. Dünya Savaşı’ndan sonra elektrik motorlarına gerek bırakmayan yeni teknolojiler ortaya çıktığında da Hammond’ın sesi öyle bir bağımlılık yaratmıştı ki torunlarına göre çok daha pahalı kalmasına rağmen popüler olmayı sürdürdü. Savaştan sonra en popüler olan aygıt, 1960’lara kadar el üstünde tutulacak Fransız icadı "Clavioline" idi. Aslında piyanonun sesini zenginleştirmek için bulunan bu enstrüman, kolayca taşınması sayesinde dönemin popçuları arasında seviliverdi. Daha sonra üretilecek minik ve ucuz orgların atası işte bu ufaklıktı.1950’lerde elektronik müziğin yeni zehiri transistör oldu. Bütün elektronik ıvır zıvırda olduğu gibi transistör orgların da fiyatını düşürdü. Yeni çıkan ürünlerin arasında hala hatırlanacak kadar başarılı olan "Fender Rhodes"un sesi eminiz çok tanıdıktır. O zamana kadar piyano sesini çıkarmakta hep çuvallayan orgların aksine bu “elektrikli piyano” ucuzdu, taşınabilirdi ve kendine özgü başarılı bir sese sahipti. "Taxi" dizisinin jeneriğini biliyor musunuz, işte o şarkı bir Fender Rhodes ile çalınmıştı

Elektronik Müzik Türleri

Kendi içinde birçok dala ayrılan elektronik müzik aynı zamanda modern müzik türlerinin öncüleri arasında yerini almaktadır.
1)Ambient: Yaratıcılarından olan Brian Eno’nun gelişimine ışık tuttuğu Ambient; FSOL (Future Sound of London), The Orb, Biosphere ve Woob gibi yeni akımlarla günümüzdeki düşündürücü, derin ve de farklılığı her zaman ön planda hissettiren şeklini almıştır. Diğer bütün elektronik müzik dallarından farklı olarak Ambient Elektronik; drum vuruşları ve de tempodan öte, doğa samplelarına melodiye ve/ enstürmanlara ağırlık vermektedir..
2)Abstract: Ambient’ın koyu kolu olarak bilinir. Melodilerin daha az olup, vuruş ve de sıra dışı ritimlerin önde geldiği bir daldır. Akla ilk gelen isim Autechre’dır.
3)Acid Jazz: Jazz’ı geleceğe taşıyan ve bu aşamada jazz üzerine çeşitli elektronik ses modifikasyonların gerçekleşmesi ile ortaya çıkmış olan önemli bir biçimdir. Özetlemek gerekirse temalar Jazz üzerine kurulu, destekler ve enstürmanlar elektronik ağırlıklıdır. Sonuç: Etkileyici. Modaji, United Future Org., Gotan Project, Ian O’Brein ve Fauna Flash önemli isimler arasında yer almaktadır.
4)Breakbeat: 4/4 vuruşluk house ve benzeri tarzlara alternatif olarak ortaya çıkan Breakbeat’in kökenleri hip hop’a dayanmaktadır. Old-Skool Techno ve Acid house’dan da esinlenmelerin gözlendiği Breakbeat’in önde gelen isimlerinden brisi Crystal Method’dır.
5)Big Beat: Akılda kolay kalan sample’larıyla parti ortamlarının vazgeçilmez müziğidir. Alçak sesle dinlemenin Big Beat tarzına haksızlık olacağı düşüncesiyle hareket eden bir çok insanın ortak görüşü “yüksek çıkış gücün yoksa dinlemenin de bir manası yoktur” şeklinde biçimlenmiştir.
6)Funky Breaks: Kraftwerk, Afrika Bambaataa ve Electron (ilk albümleri)’dan etkilenmiş ve ilham almış olan Funky Breaks ilk tohumları, meyvelerini Birleşik Amerika’nın batı sahillerinde vermiştir.
7)Dance: Elektronik Müziğini en popüler kolu olarak kabul edilen Dance’de trackler genel olarak bir vokalist eşliğinde ve House Music benzeri bir formda yapılandırılır. Günümüzde Sash, bu tarzın en önde gelen isimlerinden birisidir. 8)Club: Dance Müziğin omurgası olarak da nitelendirilebilir. Annie Lennox, Cher ve Deborah Cox bu tarz müzik yapanlar olarak bilinirler. 9)Euro Dance: Dance Müziğin basit, eğlenceli ve tempolu kolu olara bilinen Euro Dance, ana kolu olan Dance Müziğin popülaritesinden geri kalmayarak dünyanın birçok radyosunda boy göstererek ön saflarda yerini almaktadır. Aqua, Ace of Base ve ATB bu tarzda dikkati çeken isimlerdir.
10)Down Tempo: Sakin, olgun ve de ağır bir anlatıma sahip olan Down Tempo’nun önde gelen isimleri Massive Attack ve Tricky’dir.
11)Dub: Yoğun olarak ses efektlerine yer veren Dub, enstürmantal Reggae olarak da bilinir. Dub, adını Lee Scratch Perry, Bill Laswell ve King Tubby ile duyurmuştur.
12)illbient: Dj Spooky ile özdeşleştirilmiş olan bu tarz, Trip Hop-Dub-Ambient karışımı ortaya çıkmıştır.
13)Trip Hop: Tutku dolu vocallerle süslenmiş olan Trip Hop, genelde acı keder ve üzüntü gibi koyu (derin) hislere hitap eder. Massive Attack, Cold Cut, Portishead ve Archive bu tarzın önde gelen isimleri arasında yer almaktadır.
Elektronik Müzik Türleri
14)Drum’n Bass: Drum&Bass‘in jump-up ve intelligent gibi birçok türü(ucu) olmasına rağmen gövdeden (Main genre Drum’n Bass) ayrılmadıkları bir kesin bir çizgi vardır...tabi ki derin güç. Drum vuruşlarının dip Bas(sub-bass)lar süslendiği ve dakikada 160 vuruşluk bir tempoya sahip olan Drum’n Bass, 90’lı yılların başında Büyük Britanya’da çok önemli gelişmeler kaydederek Elektronik Müzik’in temel dalları arasındaki sarsılmaz yerini yaratmıştır. Omni Trio, Photek, Squarepusher akla ilk gelen isimlerdir.
15)Jump-Up: Drum’n Bass’in ragga vocallerle beslenmiş halidir. Shy FX, Baby D.
16)Tech Step: Two-Step Drum’n Bass’dir. Squarepusher ve Photek.
17)Electronica: Elektronik Müzik için ana terim olup sanatsal yönlerin şiddetle ağır bastığı; öze bakıldığı zaman, görünen güzelliklerin bütünüdür.
18)Progressive Electronica: Genelde sözsüz vokallerin (çoğunlukla soprano sesin enstürman olarak kullanıldığı gözlenir) ön plana çıkışıyla ve bunların yer yer uyumlu melodilerle desteklenmesiyle oluşan bir tarzdır. Orbital, Genaside ii (Ad Finite) tarzın en iyi örnekleridir.
19)Symphonic Electronica: Klasik temaların elektronik motiflerle süslendiği New Age’i çağrıştıran ve içinde Progressive Electronica’da olduğundan daha güçlü sanatsal salınımlar saklayan bir tarzdır. Vangelis.
20)Experimental: Değişik ve sıra dışı bir tarz olan Experimanetal; Techno, Acid House, Drum’n Bass gibi tarzlarda farklı arayışlara cevap veren ve yeni ufuklar açılmasına ışık tutabilen bir daldır. Aphex Twin(afx), Autechre(ae).
21)Minimal: Tempo ve süreklilik yönünden daha seyrek fakat kendi kurallarını kendi yaratan bir tarzdır. Plastikman.
22)Noise: Doğanın içinden oluşmuş ses spektrumunu benimseyen fakat distorsiyon olarak nitelendirilebilecek derecede elektronik seslere yer veren bir tarzdır. Akla ilk gelen isimler Merzbow ve John Zorn’dur.
23)House: Adını Frankie Knuckles’ın Chicago’da ilk mixlerini yaptığı “The Warehouse” adlı gece klübünden alan House, Dip Bas’lar ve 4/4 (ölçü) vuruşluk samplelardan oluşur. Akıcı, kulağa hoş gelen,düzenli ve Elektronik Müzik dinleyen kitlenin çoğunluğu tarafından benimsenen bir çizgiye sahiptir. Bu özellik onu gece kulüplerinin vazgeçilmez tarzları arasına katmıştır. Plastikman, Armand Van Helden, Sven Vath, Josh Wink ve daha birçok isim bu tarzın gelişiminde pay sahibi olmuştur.
24)Deep House: House’un diğer kolarına göre daha bi katı olan, kendi kurallarını kendisi çizen ve dinleyiciyi düşündürme yoluna giden bir tarzdır. Leftfield.
25)Hard House: Daha sıkı ve güçlü olan bu kol, az vokal çok vuruş (drum) sistemini işletmektedir. Josh Wink,Hardfloor.
26)Vocal House: Hard House’un aksine, herşeyin drum vuruşları olmadığını iddia edercesine vokal’e daha fazla ağırlık veren House koludur. Martha Wash, Amber...
27)Industrial Electronic: Elektronik müziğin Abstract ve Minimal gibi radikal olan kollarından birisidir. Endüstriyel alet, iş makinaları, sanayi mekanizmaları ve hammadde seslerinin sıkça yer aldığı bir tarzdır. NIN tarzın öncülerindendir.
28)Techno: 90’ların sonlarına doğru Acid House’un büyük Britanya’yı kasıp kavurmasının ardından, geniş dinleyici kitlesi daha sert ve kural tanımaz temalar istemiştir. Bu ortam zaten patlamak için fırsat kollayan Techno için bulunmaz bir fırsat olmuştur. Acid House’a göre daha hızlı bpm’lere (beats per minute à dakikadaki vuruş sayısı) ve daha agresif bir yapıya sahip olan Techno, arayışta olan kitleye gereğinden çok daha güzel (doyurucu) bir şekilde cevap vermiştir. Günümüzde trendi yakalamış olan Techno, en hızlı gelişen modern müzik türlerinin başında yerini almıştır. Paul Van Dyke, Eat Static, Derrick May, Juan Atkins, Kenny Larkin ve daha sayılmayan bir çok isim, bu tarzı günümüzde başarı ile temsil etmektedir.

Programlar ve Genel İşlevleri

Yazılım Bütün işi donanım yapıyor gibi gözükse de, arka planda kalmaktan hiç gocunmadan, bütün düzenleme, işlemleri ve prosedürlerini donanıma yaptırtan, boynu bükük yazılımlardır. Bu noktada önce iki dakika durman ve kendine şöyle bir soru yöneltmen gerekiyor. “Tüm bunları ne için kullanıyorsun, arkadaşlara sevabına kayıt yapmak için mi yoksa çektiğin kısa filme soundtrack devşirebilmek için yeterli paran olmadığından mı?” Kullanacağın programı da ihtiyaçlarına göre seçmen gerek haliyle. Fi tarihinde, belli işler için belli program kullanmak zorundalığı olduysa da bugün çoğu program, “ne iş olsa yaparım abiii” kıvamında tasarlanmış. Ama yine de midi çalışırken Cubase’i, sampler’lar da Akai’yi yabana atmak ev müzisyeninin şanına yakışmaz. Sony AcidSonic Foundry’nin elleriyle büyüttüğü, solar iken diriltip Sony’ye sattığı mucizevi program Acid, aslen loop tabanlı bir program. Yani kendi içerisinde yazdığın loopları çalmak yerine daha çok dışarıdan aldığın bir wav ya da bir Mp3 dosyasını kolayca yerleştirip trafik yazmaya yarıyor. Yaptığın parçaları 2.0, 4.0 ve 5.1 olarak miksleme olanakların da imkan dahilinde.Acid’i aynı zamanda multi track audio programı olarak da kullanabilirsin; 8.000, 11.025, 22.050, 32.000, 44.100, 48.000, 88.200, 96.000, 176.400 ve hatta 192.00 hz paleti arasında 8, 16 ve 24 bit sonuçlar alınabiliyor. Ayrıca işin erbabı olmasan da kurcalayarak deli işler çıkarabileceğin bir otomasyon tool'u var...Programın, aslen bu konuyla çok alakadar olmayan fakat el altında olması faydalı bir özelliği de mpeg, avi ve hatta divx formatlı videolar üzerinde, sorunsuz ses düzenlemeleri ve iyileştirmeler yapması. Dahili Efektler: Amplitude, chorus, distortion, dither, flange/wah - wah, graphic dynamics, graphic EQ, multi - band dynamics, multi - tap delay, noise gate, paragraphic EQ, parametric EQ, pitch shift, resonant filter, reverb, simple delay, smooth / enhance, time stretch, track compressor, track EQ, track noise gate ve vibrato.Sistem Gereksinimi: Microsoft® Windows® 2000, XP Home ya da XP Pro800 MHz processor (video kullanılacaksa 1 GHz)Sony Sound Series Loops & Samples için 600 MB hard-disk alanı256 MB RAMWindows uyumlu ses kartı WavelabProgram, “piyasa kurdu” Steinberg tarafından üretildiği için VST plug-in’lerin yanısıra Anti-Direct X sürücülü plug – in’leri de çalıştırıyor. En büyük artısı ise farklı ses formatlarını desteklemesi, bunlar arasında aif, eu, mp3, rm, paf, osq, au, snd ve sd2 de var.Wavelab’in en majör kullanım alanı kesme ve yapıştırma işlemleri ve mastering (parçanın kayıt, editing ve mixing aşamalarını tamamladıktan sonra her yerde dinlerken farklı bir sonuç almamak için uyguluyacağın “mastering compressor” ve “mastering EQ” işlemi) aşaması. CubaseYine bir Steinberg ürünü olan Cubase, tıpkı ProTools gibi kendisine ait bir donanımla gelen Nuendo versiyonundan sonra, en çok çalışılan midi uygulama programı haline geldi. Aynı anda hem audio hem de midi kanal kullanımını mümkün kıldığı ve piyasanın en eskisi olduğu için halen epeyce kullanılmakla birlikte audio konusunda yıldızı hafif hafif sönmekte. Tabii iyi bir “mixing engine” olduğu fikrimiz hala sabit. Fruity LoopsSırf eğlence amacıyla bile olsa bu işe az çok ilgi duyan her bilgisayar kullanıcısının en az bir kere yükleyip kullandığı, kolay arayüzü ve envai uygulamasıyla her derde derman olan sequencer. Kelli felli nota bilgisine ihtiyaç duymadan “piano roll” ve “score” olarak da, yani notaları wav ve software seslere yerleştirerek, parça yazılabilecek en candan program. Plug-In’ler: Video Player, BeatSlicer, DrumSynthLive, Soundfont player, SimSynth Standalone, Sytrus, SimSynth Live, DX-10, WASP ve Slayer 2 Filtreler: Reverb, compressor, procedural equalizer, distortion, phaser, flanger, bass boost, delay line vs.Entegre Enstürmanlar: TS404 (efsanevi bassline engine’i), 3xOSC (subsynth), Plucked! MIDI Out, DX10 (FM synth), Scratcher (turntable emülatörü), WaveTraveller (wave bend synth), Wasp, SimSynth Live ReasonPropellerheads firması tarafından üretilen program, tıpkı Fruity Loops gibi nota ya da piano roll aracılığıyla parça yazmanın mümkün olduğu hem de bunlara ek olarak –özellikle de “kablo mu o da ne” diyen çaylaklar için müthiş bir özellik olan- mikser, efekt ve ses modüllerin hem ön hem de arka panelini görerek kabloları sanallıkla takıp çıkarabildiğin bir program.

Gerekli Donanımlar

Ev Stüdyosu Kurma Rehberinde de belirttiğimiz üzere bilgisayara biraz para yatırmak gerekiyor. Geçen sene o çok sevdiğin oyunu “adam gibi” oynamak için gereken ekran kartına döktüğün paralara nasıl acımadıysan hallice bir ev stüdyosu için de bir takım ekipmanlara ihtiyacın olacak, bunlara da acıma. Üç ana kategori üzerinden gidecek olursak, (tabi bunlar da kendi altında dallanıp budaklanıyor) bilgisayar, ses sistemleri ile ses ve nota giriş elemanları ilk anda bahsedilmesi gerekenler. Eee, tabii ki “evde stüdyo kurmuşsak” diyeceksen mekan faktörünü de çoktan çarpan ve bölenlerine ayırmışsın demektir.A) BilgisayarEv stüdyosunun bel kemiği diyebileceğimiz en önemli ekipman, hatta bel kemiği kadar da hassas. Kayıtları burada saklayıp, düzenleyip kullanacağın için gözün gibi bakman, düzenli olarak ilgi ve şefkat göstermen, tozunu alman ve üç beş kural kaideye boynunu eğik tutman gerekiyor. Bilgisayarı kendi içinde donanım ve yazılım olarak bölüverirsek:1) Donanım: Bilgisayarı oluşturan tüm parçalara bu adı veriyoruz. Yani her seferinde hard disk+ram+cpu+ses kartı+fan vs dememek için birileri bu terimi uydurmuş, tamamen ihtiyaçtan yani. Donanım hanesine yazdığın parçalar ne kadar kaliteli ve birbirleriyle geçinebilir durumda olsalar o kadar iyi, malum ileride yapacağın tüm kayıt/bestelerin ne kadar sürdüğünü (iki saat mi on iki saat mi) bunlar belirliyor.Sesle ilgili bir şey yapmak için paçaları sıvamandan mütevellit öncelikle iyi bir ses kartına sahip olmak elzem. İstersen kasayı kartondan yap (yapma, tabii) ama ses kartın hiper olmalı. Mesela son dönemde piyasayı ağına alan ProTools ve benzeri cihazlar, ses kartının yaptığından çok daha farklı işlemler yapsalar da, nadide eserlerin ses kartı aracılığıyla dinleyeceğin için risk almamanda fayda var. Sesi ne kadar iyi kaydeder ve ne kadar iyi geri verirsen çalışmaların da haliyle o kadar kaliteli olacaktır.“Ev stüdyosu kuracam ben kesin” diye yola çıktıysan birkaç şey daha sıralayalım hemen. Güçlü bir işlemci / Kaliteli ve yüksek kapasiteli hafıza / Anakart:Yaptığın kayıtlardaki düzenlemeleri ve uyguladığın efektleri kaydetmeden önce render etmen gerektiği ve render işlemi de çizgi altı makinelerde bir ömür sürebileceği için işlemcini sıkı tut ayağını serin.Ram tabir ettiğimiz aparatlar da tıpkı senin hafızan gibi projelerinin hamallığını yapan parçadır. Ram kapasiten ne kadar çoksa o kadar seri ve simültane iş yaparsın, bir bilgisayarcı atasözü der ki: Ne kadar Mhz o kadar hız. Öyle iki kelam anlatıp huzurundan çekileceğimizi sanıyorsan fena halde yanılıyorsun, Tabii ki bir takım ayrıntılara dikkatini çekeceğiz. Örneğin; Intel nispeten pahalıdır ama müzik PC'leri için en uysal ve sorunsuz seçimdir. AMD’lerin de iyi sonuç verdiği gözlemlenmiş olmakla beraber, zaman zaman kalorifer niyetine kullanılacak potansiyelleri düşünüldüğünde liste dışı kalırlar. İşlem hacminin büyüklüğü yüzünden doğan sıcaklık, kasanın içinde beslediğin elemanlara işkence eder hale gelecek, soğutma sistemi üzerinde yeterince düşünülmemişse ıvır zıvır bir sürü soruna yol açacaktır. Yok ben Intel’e para ayıramam, evimde de ASUS var dersen, ne ala...RAM seçerken gururla DDR RAM'ları tercih edebilirsin. Hem hızlı hem de ucuzdur, bundan iyisi de cansağlığıdır. Müzik yapmak niyetiyle başına oturduğun bilgisayar, minimum 512 MB hafızayla taçlandırılmalıdır, 1 GB koydum gitti dersen tadından yenmez. Tadından yenmemek derken ucuz etin yahnisinin de kötü olacağını, mazallah mide yoracağını da hatırlatalım. Kayıtları saklamak için CD veya DVD yazıcı:Büyük emek ve uzun vakit harcayıp ortaya çıkardığın eserlerin kazara veya teknik bir nedenle kaybolması seni üzer. Hard diskin ufak olsa da, iş gören bir DVD-CD yazıcı ile istediğin kadar yedek alırsın. Unutma ki, yaptıklarının bir benzeri daha yok.Hızlı bir hard disk: Geldik en teferruatlı kısma. Hard diske kayıt yaptığını, ne zamandır dinlemediğin üç beş Mp3 albümün bile ne kadar yer tuttuğunu farkettiğin an, aydınlandığın andır. Hard disk seçmek biraz çoktan seçmeli soruları andırır. A) Hızlı mı olsun, B) sessiz mi, C) Seagate mi olsun Maxtor mu, D) hepsi. Doğru cevap “d seçeneği” dersek kopyadan sayılmaz herhalde. Hard Diskin, kesinlikle 7200rpm ya da üstü olmalı, bu çok kanallı okuma/yazma için gerekli. Ardından ATA standardı geliyor, ATA 66 ya da 100, müzik uygulamaları için yeterli. Kediler “mırrrr” sesini sevindiklerinde çıkarır, hard diskler ise üzüldüklerinde (ve seni üzmek üzere olduklarında.) Her şey bir yana normal şartlar altında hissedilmese bile onlarca kanallı bir parçayı yazarken ne kadar gürültü duyabileceğini hayal bile edemezsin. Bu yüzden mümkün olduğunca sessiz bir ürünü (testlerde bu ünvanı Seagate kazanmış) tercih etmende yarar var.Bunların dışında kalan parçalar da önemli olmakla beraber, ikinci sıraya atarsan sana bozulmayacaklardır. Kaliteli bir ses kartı: Son dönemde Firewire portundan takılan bazı aletlerle, kayıt görevini yeni jenerasyon cihazlara bırakan ses kartları, önem derecesini yitirse de, yapılan işin kalitesinin anlaşılması için gerekli. Eğer grup kaydı yapacaksan, aynı anda kaydetmek isteyeceğin kanal sayısı da artacak anlamına geliyor. Buna göre de “Audio Interface” seçmen gerek. Eğer elinde hali hazırda bir mikser varsa, iş biraz kolaylaşacak ve mic pre fonksiyonuna sahip bir ses kartı almana gerek kalmayacak. Kasa, Klavye ve Mouse: Uykusuz geçirdiğin saatler hızla arttığında, fanlardan gelen ses beynini kemirmeden hali hazırda birkaç önlem alsan iyi olur diye düşündük. Hele ki kayıt yapmayı planladığın odayla kasa aynı koordiatlardaysa... İşin ilginci esas gürültüyü fan değil, fan sesinin yankılanmasıyla titreşen kasa çıkarır bu sebeple de ince ucuz kasalardan değil de kalın saç ya da alüminyumdan yapılma server kasalarından bir tane kapıverdin mi, oldu bitti bu iş. Klavye ve mouse’un önemi ise öyle aman aman anlaşılmayabilir, ancak uzun süre bilgisayar kullandığında, ortopedik ve rahat bir klavye-mouse seti almadığın için oluşacak bilek ağrılarının nedenini fazla uzakta arama. Bu yazı ne kadar güncel kalabilecek bilemiyorum. Teknoloji hızla ilerliyor, ben bunları yazarken bile... :)

Ev Stüdyosu Kurma Rehberi



Son yıllarda en sevdiğin şarkıcı/gruplarla yapılan söyleşilerde bir şey dikkatini çekti mi? “Artık parçalarımızı bilgisayarda yapıyoruz”, “Ev stüdyomuzu kullandığımız için albüm maliyetini epey azalttık” gibi. Hadi onu geçtik, “Peheyt! doğru düzgün gitar bile çalamaz bu” dediğin arkadaşının iki ayda bir eline tutuşturuverdiği ve MTV’de gördüklerinden hiç de aşağı kalmayan demolardan gına mı geliyor? Aslında buradan çıkarman gereken iki kilit nokta var. Bir, evde oyun oynamak ya da İnternet’e bağlanmak için kullandığın bilgisayarında müzik yapabiliyorsun. İki, evde müzik yapmak stüdyoda albüm kaydetmekten daha ucuza mal oluyor. Birinci dersin sonu... Bilgisayarına çekeceğin bir iki ufak ince ayar sayesinde kendi işini kendin yapabilir, son bestende ömrü hayatında görüp göremeyeceğin enstrümanlara sololar attırabilirsin. Hem de etrafta onları çalacak kimse olmasa bile. “Bu da az buz masraflı değildir” diyorsan da “yok öyle bir şey” demeyi borç biliriz. Bilgisayarında upgrade etmen gerekenler de öyle aman aman şeyler değil, iyi bir ses kartı (ki bunu masraftan bile saymacağına eminiz), sequencer ve mixing programlarını ağız tadıyla kullanabilmek için az biraz ram, belki bir midi klavye ve yaptıklarını doğru dürüst duyabilmene ön ayak olacak bir ses sistemi. İşin en kıyak yanı, öyle aman aman müzik bilgisine sahip olman gerekmemesi. Yani ne gitar çalarken parmaklarının görünmez olmasına (gerçi fena bir yetenek de değil hani) ne de bir oturuşta bütün notaları kağıda dökmene lüzum var. Zaten, müziğin gelişimine bakarsan, teknolojinin yardımıyla güçlenmiş müzik aletlerinin yerinin ne kadar da büyük olduğunu iki saniyede göreceksin. Bu endüstrinin bir şekilde yürümesi gerektiği formülüne sırt yaslayan ve herkesin herşeyi yapamayacağını öngöreren bir takım zeki kimseler, “çarşıdan aldım bir tane eve geldim bir tane” önermesiyle, bir sürü başka enstrüman sesini taklit edebilen orgları icat etti. Bu da, kolaya kaçma geni baskın insanoğluna ilaç gibi geldi, biraz nota bilgisi ve klavyeyle onlarca enstrüman sesi çıkarabiliyor, egoya tavan yaptırabiliyordun.Tüm bu gelişmelerden sonra, geleceği görebilmek için kristal küre ovuşturmak ya da kahin olmak gerekmiyordu... Elektronik müziğin kalitesinin artması ve yaratılan seslerin eciş büçüş değil de gerçeğe yakın olmaya başlaması, evde müzik yapmanın tohumunu atan gelişmeydi. Çeşitli elektronik aygıtlar ve orta derecede nota bilgisi ile müzik yapmayı mümkün kılan cihazlar ise yırtacak fırsatı henüz yakalayamamış müzisyenlerin ekmeğine bal sürüyordu. Bal tutan da parmağını yalamak istediğinden olsa gerek, “ev stüdyosu” kavramı gündeme fena halde mevzilendi. ..

6 Ağustos 2007 Pazartesi

Mix Factory Nedir ?

1998 yılında Nazmi Üney’in kurduğu elektronik müzik stüdyosu.

7 Temmuz 2007 Cumartesi

Prodüksiyonlar

Rigth Here... (remix)
house - dance
Nazmi Üney
2006


Crimson Valley
techno - trance
Nazmi Üney
2006



Ways
electro - jazz
Nazmi Üney
2005


Earth to Moon
techno - indrustrial
Nazmi Üney
2003


Devilincarnate
electronica
Devilincarnate
2003


Wind of Anatolia (single)
techno indrustrial
Nazmi Üney
2003


Hayatım Manyakmısın Sen (single)
electronica
Nazmi Üney
2002


Gerçeküstü Nameler
acid - techno - trance
Nazmi Üney
2002


One Data Found (soundtrack)
electronica - club
Nazmi Üney
2002


Gecenin Kulları (theatre theme)
dance - rave
Nazmi Üney
2001


Night of Rhythm
rave
Nazmi Üney
2001


High Explosive
dance - electronica - funk
Nazmi Üney
2001


Nu Project
euro dance
Nazmi Üney
2000

4 Haziran 2007 Pazartesi

Crimson Valley

Crimson Valley
techno - trance
Nazmi Üney
2006



I made this Flash Music Player at MyFlashFetish.com.

1 Haziran 2007 Cuma

İndirmee!


İnternette paylaşım, son günlerde büyük bir sorun olarak karşımıza çıkıyor, Paylaşımhangi noktaya kadar meşrudur. Hollanda Anayasa Mahkemesi 19 Aralık Cuma günü yaptığı oturumda, Kazaa dosya paylaşım sitesinin telif hakları yasalarına aykırı olmadığına kararına vardı. Müzik şirketlerinin, telif haklarının dosya paylaşımı siteleri tarafından ihlal edildiği iddiasıyla 2002 yılında açtıkları davayı tartışan Hollanda Anayasa Mahkemesi, Kazaa’nın söz konusu davadan beraat ettiğini açıkladı. Böylece, Kazaa sitesi günlük 124 bin dolarlık bir tazminattan da kurtulmuş oldu. Kazaa’nın dosya paylaşım sitesi ortalama olarak günün herhangi bir saatinde 4 milyon kişi tarafından ziyaret ediliyor. Kazaa yetkilileri, Hollanda Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararın sadece Kazaa için geçerli olmakla kalmayacağını, tüm dosya paylaşım sitelerinin meşruiyetini onadığını öne sürdüler. Kazaa’nın tasarımcıları Niklas Zennstrom ve Janus Friis, internetten yayınladıkları açıklamalarında kararı “internetin evriminde tarihi bir zafer” olarak nitelendirerek, Hollanda Anayasa Mahkemesi’nin “Dosya paylaşımı sitelerini tüm AB sınırları içerisinde meşru kıldığını” vurguladılar.
ABD mahkemeleri, Grokster ve Morpheus gibi internette şarkı paylaşılan sitelerin yasalara aykırı olmadığına karar verdi. Yargıç bu siteler kapansa bile kullanıcıların şarkı paylaşmaya devam edebileceğinden dolayı kapatma kararı almadı. Bu karar, 1984 yılında boş kasede kayıt yapabilen videoların da yasaklanamayacağı kararı ile benzeşiyor. O zamanki yargıç videoların hem yasal hem de yasadışı kullanılabileceğini ama sadece bu yüzden yasaklanmasının doğru olmadığına kanaat getirmişti. Bu son karar, Morpheus gibi internet şirketlerinin bir fotokopi makinesi gibi çalıştığını sayarak, bunun özünde yasadışı olmadığı kararına vardı. Cuma günü alınan bu karar, internet paylaşım şirketlerinin müzik firmalarına ilk darbesi oldu. Böylece Napster’dan sonra gelen Morpheus veya Kazaa gibi internet firmaları meşrulaşmış oldu. Grokster’in CEO’su müzik devlerinin “geri kalmış kendi 20. yüzyıl teknolojileriyle 21. yüzyıl teknolojisinin önüne geçemeyeceklerini” iddia etti. EMI gibi büyük müzik şirketleri dijital müzik ortamlarına yaklaşmaya başladı. Ancak Amerikan Müzik Şirketleri Birliği internet paylaşım sitelerine karşı mücadelelerinin devam edeceğini söyledi.

Bu siteden indireceklerinizi güvenle indirebilirsiniz. Herşeyin yayın hakları Nu Production'a aittir. İçiniz rahat olsun.